Kalbi Koruyan Abur Cuburlar
14/6/2009 ·
Önereceğimiz atıştırmalıklar sizin kalp atışınızı en düzgün hale getirecek abur cubur yerine geçiyor. Bunlar sadece sağlıklı olmanıza yaramayacak birkaç kilo vermenize de yardımcı olacak.
1. Humuslu sebzeler ve taze sebzeler düşük miktarda kalori ve çok miktarda antioksidan içerir, yağ oranları azdır ancak lif bakımından zengin oldukları için doyum sağlarlar. Kolesterolü düşürür, humus, iyi bir protein alternatifidir.
2. Meyvelerinizi biraz siyah çikolataya batırın. Meyveler iyi bir antioksidan ve kanser savaşçısıdır, kalp krizine karşı güçlü bir koruyucudur. Siyah çikolata da yüksek derecede antioksidan ve kalp kirzi savaşçısı flavinols içerir.
3. Ev yapımı peynirler sizin günlük doymuş yağ almanızı sağlar.
4. Yağsız ceviz serpilmiş meyveli yoğurt, günlük doymuş yağ ve iyi bir şekilde antioksidan almanız için iyi bir seçenektir.
5. Üzüm veya nar suyu iyi bir antioksidan kaynağıdır. Açlığınızı bastırmaya yardımcı olur.
6. Evde yaptığınız çorba sandığınızdan daha yararlı. Sıcak yaz günlerinde sebze ve meyveleri dondurarak da tüketebilirsiniz.
7. Kuru eriklerle püreyi deneyin. Meyve püreleri size çikolata tadı verir.
8. Süt için, sütlü ürünler yiyin.
9. Elma püresi kalbiniz için oldukça yararlı. Ayrıca, içerdiği şeker kilo aldırmıyor.
10. Küçük meyve parçacıklarını kurabiyelerinizin üstüne serpin. Kurabiye yaparken kullandığınız dikkat edin.
11. Et yiyin, gerçekten! Kırmızı, beyaz et size enerji verir ve sizi formda tutar.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Kalbi Koruyan Abur Cuburlar
14/6/2009 ·
Önereceğimiz atıştırmalıklar sizin kalp atışınızı en düzgün hale getirecek abur cubur yerine geçiyor. Bunlar sadece sağlıklı olmanıza yaramayacak birkaç kilo vermenize de yardımcı olacak.
1. Humuslu sebzeler ve taze sebzeler düşük miktarda kalori ve çok miktarda antioksidan içerir, yağ oranları azdır ancak lif bakımından zengin oldukları için doyum sağlarlar. Kolesterolü düşürür, humus, iyi bir protein alternatifidir.
2. Meyvelerinizi biraz siyah çikolataya batırın. Meyveler iyi bir antioksidan ve kanser savaşçısıdır, kalp krizine karşı güçlü bir koruyucudur. Siyah çikolata da yüksek derecede antioksidan ve kalp kirzi savaşçısı flavinols içerir.
3. Ev yapımı peynirler sizin günlük doymuş yağ almanızı sağlar.
4. Yağsız ceviz serpilmiş meyveli yoğurt, günlük doymuş yağ ve iyi bir şekilde antioksidan almanız için iyi bir seçenektir.
5. Üzüm veya nar suyu iyi bir antioksidan kaynağıdır. Açlığınızı bastırmaya yardımcı olur.
6. Evde yaptığınız çorba sandığınızdan daha yararlı. Sıcak yaz günlerinde sebze ve meyveleri dondurarak da tüketebilirsiniz.
7. Kuru eriklerle püreyi deneyin. Meyve püreleri size çikolata tadı verir.
8. Süt için, sütlü ürünler yiyin.
9. Elma püresi kalbiniz için oldukça yararlı. Ayrıca, içerdiği şeker kilo aldırmıyor.
10. Küçük meyve parçacıklarını kurabiyelerinizin üstüne serpin. Kurabiye yaparken kullandığınız dikkat edin.
11. Et yiyin, gerçekten! Kırmızı, beyaz et size enerji verir ve sizi formda tutar.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Uyku Pozisyonunuza Göre Aşk Stiliniz Nedir
13/3/2009 ·
| Sevgilinize sarılarak mı uyuyorsunuz, yoksa sadece dokunmayı mı tercih ediyorsunuz? Peki tercih ettiğiniz uyku pozisyonunun aşkınızın sözcüsü olduğunu biliyor musunuz? |
Venüs
Biz kadınlar kenetlenmeyi seviyor muyuz? Bu uyku pozisyonuna göre, 'evet'. Amerikalı Psikiyatrist Dr. Dunkell, bu resmin ardında yatan gerçeği şöyle açıklıyor: "Erkek sırtını döndüğünde ve yatağın kenarında uyuduğunda partnerini kendinden uzaklaştırmak istiyor olabilir. Bu durumda kadınlar genellikle yatakta partnerlerinin ardından gelerek onu yakın olmaya zorlarlar. Ancak erkeğin bu manevrası, aynı zamanda yakınlığa bir davet de olabilir. Öyle ki, erkek, partnerine şunu söylemek ister aslında: "Artık yakınlaşmayı senin ele alman gerekiyor. Çünkü ben pasif rolün de keyfini çıkarmak istiyorum." Dikkatli olmanız gerek.
Koruyucu melek
Sevgi düğümü pozisyonunun bir sonraki aşamasını oluşturuyor Partnerler daha rahat bir pozisyonda uyumayı isteseler de birbirlerine dokunmaktan asla vazgeçemiyor. Bu pozisyon, çiftler arasında rekabetin olmadığını açıkça gösteriyor. Aynı zamanda birbirlerine karşı yoğun güven duygusu taşıdıklarını da. Yatakta kimin kime sarıldığının ise bir önemi yok aslında. Çiftlerin yatakta verdikleri mesaj şöyle: "Biz birbirimize aidiz ve karşılıklı koruma içgüdüsünü taşıyoruz".
Bacak makası
Bu pozisyon, utangaç ya da çekingen çiftlerin benimsediği bir pozisyon. Partnerinin sadece ayak parmağına ya da dizine dokunması, hislerini henüz net olarak ortaya koymaktan çekindiğinin bir işareti. Öyle ki, yakın temasta bulunarak onu baskı altında tutmaktan korkuyor olabilir. Veya daha önce yaşadıkları ayrılık nedeniyle partnerinin özel yakınlaşmaya nasıl bir tepki verebileceğini bilmiyordur. Bu pozisyonun ne anlama geldiğine gelince... "Seninle yeniden yakınlaşmak istiyorum"
Kaçak
Kaçışın tipik bir pozisyonu diyebiliriz. Bu kare, bize, taraflardan birinin partneriyle uyumaktan pek de keyif almadığını açıkça ortaya koyuyor. Yatağın kenarında uyumayı tercih eden kişi, aslında başka bir odada yatmayı istiyor, ancak bunu ifade edemiyor. Çiftler arasında birbirlerine kırılmalarını sağlayacak ya da onları birbirlerinden soğutacak bir tartışma da yaşanmış olabilir.Ya da egosu ağır basan taraf, rahat uyuyabilmek için yatakta kendisine daha fazla yer edinmek istiyor ve partnerine uyuyabilmesi için çok az bir yer bırakıyor da olabilir.
Denge
Bu pozisyonda uyuyan çiftler için huzurlu bir uyku, cinsel yaşamdan daha ağır basıyor. Genelde "Tutku"dan "sevgiye" geçiş yapan çiftler tercih ediyor. Bu pozisyon, partnerler arasındaki güven ve sevgiyle, daha rahat bir ortamda uyuma arzusu arasındaki dengenin sağlandığına işaret ediyor. Erkeğin eliyle partnerinin beline hafifçe dokunması da bunun en önemli göstergesi.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Orgazm Taklidi Nasıl Yapılır?
10/3/2009 ·
Kadınlar ve erkeklerin doyum zamanları farklı. Bir kadın zirveye yaklaştığında erkek ona yetişemiyor ya da tam tersi oluyor. Bir kadının orgazm taklidi yapıp yapmadığını nasıl anlaşılır bilmek için taklidin detaylarını öğrenmek gerek.
İşte orgazm taklidinin ayrıntıları..
* B reytingi alan açık saçık bir filmden en kötü iki dizeyi ezberden söyleyin. Örnek: Koca Baba'ya başka kimsenin yapamayacağı şekilde bunu senin için yapmasını söyleyin.
* Ve temel nitelikte olanlar: "Evet, evet, evet... daha sert, daha sert... durma!"
* İkisini karıştırın. Bu, kimi kez yastığı yumrukladıktan sonra çığlık atmak, kimi kez de önce çığlık atıp sonra yastığı yumruklamak isteyeceğiniz anlamına gelir. Erkekler değişiklik sever.
* Şimdi gösteri zamanı ve şunu söyleyin: Erkeğe "onun" kimin olduğunu sorun ve ona ait olduğunuzu söyleyin.
* Erkek pozisyon değiştirirse, dinlenmek için durursa ya da su içmek için uzanırsa aldırış etmeyin, siz yine de çığlık atmaya devam edin.
* Şimdi sözde orgazm: Bir hayali prenses gibi çığlık atın, şu Kegel egzersizlerine başlayın: Sıkın... bırakın... sıkın... bırakın
* Seviştikten sonra yatakta konuşmayı unutmayın.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Diş Apsesi
7/3/2009 ·
Diş apsesi, diş kökü ve çevre dokularını ilgilendiren kısa fakat ciddi süren, bölgesel olarak ateş ve ağrıyla seyreden bölgesel (lokal) iltihaptır. Tedavi edilmezse osteit, periostit, selülit veya osteomyelit e dönüşür. Kronikleştiğinde radiküler kistlere dönüşür veya fistül vererek ağız mukozası veya yüz derisini deler ve dış ortama boşalır.
Diş apsesi oluşumu [değiştir]
Genellikle diş çürüğü nedeniyle, diş pulpasının iltihaplanması sonucu başlar. Pulpa iltihabı (pulpitis), dişin kök ucundan, dişin kök ucu periodontium una yayılır. Ağrılı olan bu süreçte, iltihap kök ucuna yayıldığı andan itibaren diş dikey basınçlara hassastır. Dişe yapılan en ufak bir temas dahi ağrılıdır.
Apse içindeki pü (iltihabi sıvı), akışkan olduğundan, mukoza altındaki en zayıf alanlara yayılır ve yine zayıf bir noktadan mukoza veya deri yi delerek dış ortama açılır. Buna fistülizasyon (fistüle olma, fistül verme) denir.
Fistüle olmayan abseler, şişlik olarak kalabilir. Bu durumda vücüt bunları epitel yal bir zarla çevirir ve içi iltihabi sıvı (pü)dolu, çevresi iltihabi hücreler ve epitelle çevirili "kist" ler oluşur. Diş kökü kistlerine radiküler kist (kök kisti) adı verilir.
Diş apsesi tedavisi
Diş apsesi tedevisinde genellikle şu yol
- Akut enfeksiyon un antibiyotikler le kontrolü,
- Fistüle olmaya yakın bir apse söz konusuysa apsenin açılarak drene edilmesi ve dren uygulanması,
- Enfeksiyon kaynağı olan diş in çekimi veya Endodontik tedavi (Kanal tedavisi) ile iltihap kaynağının tamamen kurutulması.
Daha sonra hasta, gerekli kontrollerine çağırılır. Apsenin tamamen boşaldığına kani olunduğunda direnin çıkartılması ve antibiyotik tedavisinin bitirilmesi.
Diş apsesi tedavisinde sıcak ve soğuk uygulanması
Bu konunun uzmanlarınca dahi azami dikkatle müşahade edilen bir uyguamadır. Yanlış uygulanan tedavi, apseyi azdırabilir. Bu nedenle konunun uzmanı (dişhekimi veya çene cerrahı)olmayan kişiler kesinlikle böyle birşeye kalkışmamalıdır.
Sıcak veya soğuk uygulaması, apsenin safhasıyla ilgilidir. Akut bir diş apsesine sıcak uygulanmaz. Bu, apsenin akışkanlığını artırarak dokuya yayılmasına ve apsenin daha kötüleşmesine sebep olur. Akut apselerde, hastayı rahatlatmak ve iltihabi sıvının yayılımını azaltmak için soğuk uygulanabilir. Kronik apselerin drene edilmesi esnasındaysa sıcak uygulanarak apsenin akışkanlığı artırılır ve açılan drenaj kanalından tamamen boşalması sağlanır.
Diş apsesinin antibiyotiklerle tedavisi
Diğer apselerin aksine, diş apseleri antibiyotikle tedavi edilemezler. Antibiyotikler diş apsesini bir süre rahatlatır ancak ağız ortamından diş pulpasına yeni enfektif materyaller sürekli aktığı için apse tekrar oluşur ve olay kronikleşir. Bu nedenle, diş apsesi tedavilerinde antibiyotikler, apseyi rahatlatmak, yayılımını kontrol altına almak amacıyla kullanılır. Esas apse tedavisi, apseye neden olan kaynağın yani dişin çekilmesi veya Endodontik tedavi ile temizlenerek doldurulması sayesinde olur.
APSE (abcess): Lokal iltiham, dokuda ilerlemiş enfeksiyon (Kaynak. Dr. Şamil Bilgiç, Dişhekimliği Terimleri sözlüğü)
Yorum (yok) Yorum yaz!
KAN DOLAŞIMI BOZUKLUĞU
7/3/2009 ·
Kan dolaşımı bozuklukları
Kan Dolaşımı Nedir
Kan dolaşımının durduğu anda, oksijenin akciğerden hücreye taşınması da sona erer. Bu durma da çok kısa bir anda gerçekleşir. Kan dolaşımı bozukluğu, şu hallerde meydana gelebilir:
— Kan ve alyuvar kaybı (kanama, ciddi kansızlık)
— Kan damarlarının uyumsuzluğu ya da tıkanması halinde (şok hali)
— Kanın pompalanma gücünün durması ya da yetersizliği (kalp durması).
Eğer basit önleme, kurtarma, yardım ve tıbbi reanimasyon yöntemleri çok kısa sürede uygulanmazsa, kan dolaşımı bozuklukları birkaç dakikada ölümü getirebilir.
llerki sayfalarda kan dolaşımı bozukluklarının belirtilerini öğrenecek ve doktor yardımı gelene dek, yapılması gerekenleri anlayacaksınız.
Kalp ve Kan dolaşımı nasıl olur
Kan dolaşımı, solunumun ikinci aşamasıdır. Soluma hareketleriyle oksijen, akciğerlere kadar taşınmıştır.
Akciğer petekleri düzeyinde zarı geçen oksijen, kana ve alyuvarlara karışır. Buna karşılık, karbonik gaz ters yönü izleyerek, solunumla dışarı atılır.
Demek ki kan, akciğerlerdeki petekleri kuşatan çok ince kılcal damarlarda temizlenmektedir.
Küçük kan dolaşımı
Kalbin sağında iki büyük akciğer kan da-marıyla gelen mavi renkli kan, oksijensizdir. Aynı kan bu kez kalbin sol bölümüne dönecektir. Böylece yeniden kırmızı rengine kavuşacak, yani oksijen yüklenecektir.
İşte kanın kalp içinde, akciğerlerde, sonra yeniden kalpte dolaşmasına, "küçük kan dolaşımı" denir.
Büyük kan dolaşımı
Oksijen yüklü kanın şimdi de nasıl dolaştığını izleyelim. Kırmızı, yani temiz kan, kalbin sol bölümüne geldikten sonra, büyük bir basınçla büyük atardamara pompalanır. Daha sonra da bedendeki bütün damarlara. Giderek incelen bu kan damarları, sonunda kılcal damarlarla biter.
Oksijen bu sayede hücrelere kadar ulaşır. Bu aşamada kan yeniden oksijenini yitirip, kırmızıdan maviye dönüşür. Hücrelerin saldığı karbonik gazı yüklenir.
Toplardamarlar da aynı şekilde küçükten büyüğe doğru gider. Sonra kalbin sağına varır. Kalbin bu bölümü de kirli kanı akciğerlere temizlenmek üzere yeniden pompalayacak ve yeni bir işlem başlayacaktır. İşte kanın kalbin sol kesiminden kılcal damarlara, sonra toplardamarlara ve yeniden kalbin sağ kesimine pompalanmasına, büyük kan dolaşımı denir.
Tansiyon ve nabız
Kanın damarlarda dolaşımı, kalp kasının sağladığı kasılmalarla sağlanır (dakikada 80 defa). Bileğinizdeki nabzınızı ölçerek, bu basıncı hissedebilirsiniz. Basınç düşerse, nabız atışlan güç işitilir. Nabzın ölçüleceğini bilmeniz gerekir.
Damarlardaki kan basıncı ya da kısa deyimiyle tansiyon, ancak doktor tarafından ölçülür ve yalnız o rakamları değerlendirebilir. Atar ve toplardamarlar, sürekli gerilim altındaki kaslarla kuşatılmıştır. Buna damar gücü denir. Tansiyon yüksekliği, işte bu gücün abartılması halidir. Bu abartma, kan dolaşımında bozukluklara sebep olabilir. Şok hali, budur. Bu durumda kanın hacmi, damarların alabilme imkânına uyum sağlayamaz.
Alyuvarlar
Kan dolaşımının amacı, oksijeni hücrelere kadar taşımaktır. Kanın oksijen taşıma gücünü artırmak için, alyuvarlar özellikle görevlidir. İçerdikleri "hemoglobin" sayesinde, bu hücrelere bir "oksijen otobüsü" gözüyle bakılabilir.
Kandaki alyuvarların sayısı, doktor için önemli bir veridir. Bu sayı çok düşükse, kansızlık söz konusudur. Oksijenin taşınmasında da bir sorun olduğu ortaya çıkar. Kanamalarda kan kaydı, dolayısıyla hemoglobin kaybı olduğundan, aynı durum söz konusudur.
Bazıları kalıtsal olan hastalıklarda ve zehirlenmelerde (karbon oksidi), alyuvarların hemoglobinleri, oksijen alma yeteneklerini yitirir.
Kan dolaşımı bozukluğu belirlileri, Kan dolaşımı Hastalıkları
Vücutta Kan dolaşımı bozukluklarının ilk belirtileri, öncelikle kanın kanla iyi beslenememesiyle ortaya çıkar. Bunlar, baş dönmeleri,sıkıntı, görme ve unutkanlık sorunlarıdır. Sıkıntılar, özellikle hastanın ayakta olduğu zamanlarda daha belirginleşir. Çünkü kan, kendi ağırlığı ile yer çekimi yüzünden beyinden uzaklaşır. Bu nedenle hastayı hemen sırt üstü yere yatırmak, beyninin yeniden kanla beslenmesini sağlamak gerekir.
Yorum (yok) Yorum yaz!
ÇOCUK SAĞLIĞI
23/2/2009 ·
Ne sıklıkta emzireyim ?
- Her istediğinde emziriniz
- (8-12 kez/gün) Dört saatten fazla aç kalmasın
- Buzdolabında 48 saat
- Buzdolabı buzlukta 3-4 ay
- Derin dondurucuda 6 ay
Yenidoğan döneminde mutlaka kullanılması gereken vitaminler vardır.
Bunları doktorunuza danışarak kullanmalısınız. Bunlar;
- K vit 1 mg (doğumda)
- D vit 400 Ü/gün
- Demir 1 mg/ kg/ gün
- Flor 0.25 mg/gün
%60-70 alkol Kuru ve temiz tutma
Bebeğimizi hangi sıklıkta banyo ettirelim ?
Sabun ve şampuanı haftada 2 defadan fazla kullanmak doğru değildir
Ama bunlar kullanılmadan her gün duş aldırabilirsiniz.
Banyo sırasında;
Oda ısısı 22-25 0C ise
Banyo suyu 32 0C olmalıdır.
Hangi pişik kremini kullanalım ?
Sürekli bir pomat kullanmanız gerekmez.
- %10 çinko oksid, parafin içerenleri kullanınız.
- Talk pudrası kullanmayınız.
Gündüz 20-240C
Gece 16-18 0C
Sizin giydiğinizden bir kat fazla giydirmeniz yeterlidir.
Ne kadar kilo alması gerekir ?
- Bebeğinizin ağırlığı günde 20-30 gram artmalı.
- Boyu ayda 3,5 cm uzamalı ve baş çevresi ayda 2 cm artmalıdır.
| Yaş | Olması Gereken Aşı |
| Doğumda | Hepatit B, |
| 1 Ayında | Hepatit B, |
| 2.Ayında | BCG(Verem), Difteri-Tetanoz-Boğmaca, Çocuk Felci, HİB(Heamofilus İnfluenza B) |
| 4. Ayında | Difteri-Tetanoz-Boğmaca, Çocuk Felci, HİB |
| 6. Ayında | Hepatit B, Difteri-Tetanoz-Boğmaca, Çocuk Felci, HİB |
| 9. Ayında | Kızamık |
| 15. Ayında | HİB, Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık, Varicella |
| 18. Ayında | Difteri-Tetanoz-Boğmaca, Çocuk Felci |
| 4-6 Yaşında | Difteri-Tetanoz-Boğmaca, Çocuk Felci, Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık |
| 7. Yaşında | BCG(Verem) |
| 11-12 Yaşında | Hepatit B, Tetanoz-Difteri(yarım doz) |
Bebeğimizin odasını ne zaman ayıralım ?
Bunun için ;
2 ile 6 ay arası dönem en uygun dönemdir.
En geç 6 aylık iken bebeğin bir düzeni olması gerekir.
Arabaya bebek koltuğu almak gerekir mi ?
- Emniyet standartlarına uygun bir emniyet koltuğu kullanılmalıdır.
- En az 9 kg olana ve 1 yaşına dek bebekleri arkaya bakacak şekilde yerleştirin.Daha sonra öne bakabilir.
- En güvenli yer arka koltuğun ortasıdır.
- Ön yolcu hava yastığı olan arabalarda bebek öne oturtulmamalıdır.
- Araba içinde herşey sabit hale getirilmelidir.
İlk 3 yılda en az 9 kez sağlık kontrolü yapılmalıdır.
1, 2, 4, 6, 9, 12, 18. ay,
2 ve 3. Yaşta doktor kontrolünden geçmesi uygundur.
ENDİŞELER
Bebeğim bu günlerde çok sık emmeye başladı. Neden olabilir ?
Bebeğiniz zaman zaman büyümesi hızlanır. Bu büyüme hamleleri
- 8-12. gün
- 3-4. hafta
- 3. Ay
Aşağıdaki durumların bir veya birkaçı bebeğinizde görülüyorsa sütünüz yetmiyor olabilir. Bir doktora başvurmalısınız.
- Günde 6 dan az idrar yapma
- Günde 3-4 den az sarı renkli gaita
- Yeşil, kahverengi ve siyah gaita
- Günde 8 den az meme emme
- Devamlı meme isteme
- Yutma sesi duyulmaması
- 5. Günde süt gelmemesi
- Hep 4-6 saatten fazla uyuma
- Doğum kilosuna 10.günde yeniden ulaşmama
- Memelerde hep aşırı gerginlik
- Meme uçlarında ağrı
- Günde 15-30 gramdan az ağırlık artışı
3 ay altındaki bebeklerin % 80’i günde en az bir kez kusar.
Bebeğim çok uyuyor. Bu normal mi ?
Yenidoğan bir bebek ortalama 14-16 saat uyur
Bütün bebekler ağlar.Aşağıdakiler ağlamasının nedenleridir.
- Açlık
- Uykusuzluk
- Fiziksel ağrı
- Altının ıslak olması
- Üstünün değiştirilmesi
- Çok soğuk veya sıcak olması
- Kucaklanma isteği
- Kolik
Bebeklerde ilk altı ayda olabilir
Devam ederse mutlaka göz doktoru veya çocuk dortoruna danışmanız gerekir.
Bebeklerin bacakları yürümeye başladıktan 6-9 ay sonra düzelir
Saçları ne zaman büyümeye başlayacak ?
3-6 aydan sonra saçları uzamaya başlar
ACABA
Bebeğimizin bulunduğu odada klimayı çalıştırmamızın sakıncası olur mu ?
Oda ısısı 22 0C altında olmamak ve doğrudan bebeğe üflememek kaydıyla klima çalıştırabilirsiniz.
Kalıcı göz rengi 8-9 ayda belli olur.
Bebeğim şu anda görebiliyor mu ?
Yenidoğanda görme keskinliği 20/400 ' dür. 20-35 cm.den görür. Görme keskinliği 8 aylık bebekte 20/40, 5 yaşında 20/20 olur.
Renkleri doğumdan itibaren farkeder. Derinlik algılanması 4. ayda başlayıp 8.ayda tam olarak gelişir.
Evde köpeğimiz / kedimiz var. Bebeğimiz açısından bir sakıncası var mı ?
Beslediğiniz ev hayvanı bebeğinizi kıskanabilir ve uyumluluk eğitimi programına gerek olabilir.Bebeğin odasına girmelerine izin vermemek daha doğru olur.
Ana kucağı kullanabilir miyiz ?
Kullanmanızın bir sakıncası yoktur.
Ancak bebeği ana kucağı ile taşır iken koşmamalıdır.
Bebeğimizle ne zaman yolculuk edebiliriz ? Uçakla gidebilir miyiz ?
Emniyet koltuğu varken ilk günden itibaren kısa yolculuk yapılabilir.
Uçak için mümkünse 6 haftalık olması beklenebilir. İniş ve kalkışta emzirilmeli
UYARILAR
Başka dikkat etmemiz gereken bir şey var mı ?
Aşağıdaki durumlarda DERHAL HEKİME BAŞVURUNUZ
- Emmede zayıflama
- Uzun süre uyuma
- Vücudunda gevşeklik
- Hareketlerinde yavaşlama
- Ağlamama
- Tiz sesle ağlama
- Fışkırır tarzda kusma
- Morarma
- Kilo alamama
- Bebeğinizi masada yalnız bırakmayın
- Banyo küvetine 5 cm.den fazla su koymayın. Altına havlu koyarak kaymasını engelleyin
- Evcil bir hayvanla bebeğinizi yalnız bırakmayın
- Beş yaşın altındaki kardeşiyle bebeğinizi yalnız bırakmayın
- Bebeğin üzerinde veya karyolasında 12 cm.den uzun kurdele-ip bulundurmayın
- Evde yangın dedektörleri kullanın
- Bir bebek baş kontrolünü tam olarak kazanmadan havuza girmemelidir. 6 ay altı bebekler 28-29 0C altında suya sokulmamalı
- On dört yaşın altında bakıcıyla bırakmayın
- Bebeği havaya atmayın ve sarsmayın
- Bebeği hiçbir zaman evde bir an bile yalnız bırakmayın
- Arabada bebeğinizi yalnız bırakmayın. Sıcak havada sıcak çarpması riskini unutmayın
Yorum (yok) Yorum yaz!
Candida vajiniti
13/2/2009 ·
Etken: En sık görülen Candida vajiniti etkeni C.albicans’dır (%90). Normalde ağız, boğaz, barsaklar, vajina ve cilt florasında bulunurlar. Daha az olarak C.tropicalis ve C.glabrata da etken olabilir.
Epidemiyoloji: Kandidoz; diyabetiklerde, antibiyotik, kortikosteroid ya da oral kontraseptif kullananlarda, uzun süreli damar içi kateter kullananlar ve gebelerde daha sık görülür. Hücresel immünite kusuru olanlarda ise yaygın olarak kronik mukokutanöz kandidoz oluşur. Fırsatçı patojendirler ve genellikle endojen infeksiyonlara yol açarlar. Ekzojen infeksiyon daha nadir olduğu için bir cinsel temasla bulaşan hastalık olarak kabul edilmemesi eğilimi vardır.
Hastalık tabloları: Çoğu vajinitli hastada belirgin bir yakınma yoksa da cinsel ilişki sırasında yanma, kaşıntı, peynirimsi vaginal akıntı, vajinal hiperemi ve ödem görülebilir.
Tanı: Vajinal sekresyonun incelenmesi ile konur. Gereğinde %10 KOH ile sellüler elemanlar ortamdan uzaklaştırılarak görülebilmesi sağlanır.
Tedavi: Jansiyen moru ile lokal tedavi etkili olmakla birlikte hasta konforu açısından sorunlu bir tedavidir. En kolay ve çok kullanılanı, antifungal (mikonazol, klotrimazol) intravajinal krem ve suppozituvarlardır. Cinsel eşe de lokal tedavi verilmesinin etkinliği tartışmalıdır. Oral tek doz imidazol türevi (ketokonazol, flukonazol) tedavisi de önerilmektedir.
Yorum (yok) Yorum yaz!
DOĞUM
13/2/2009 ·
Doğum kadının gebelik boyunca taşıdığı canlıyı zamanı gelince plasentayla birlikte dış aleme bırakması. Şüphesiz ki canlının dış ortama uyabilmesi onun mümkün ölçüde miada erişmesi, organ ve sistemlerinin yapı ve fonksiyon bakımından yeterli özellikler kazanmasıyla orantılıdır. Bu bakımdan normal doğum bebeğin olgunluğu ile paralel bir durum gösterir. Doğum, bütünüyle, ritmik ağrıların başlamasından, bebek ve eklerinin rahimden dışarı çıkışına kadar uzanan bir seri olayları içine alır.
Bebeğin doğuşunu sağlayan başlıca faktör, rahim adaleleriyle beraber ona yardımcı karın adalelerinin kasılmalarıdır. Normal doğum bu tabii güçlerin tesiri altında neticelenir. Bebeğin doğumu için tabii kuvvetler dışında bir gücün müdahalesine gerek duyuluyorsa “müdahaleli doğum”dan söz edilir.
Miadında doğum, takriben 38-40 gebelik haftalarının içindedir. Bu devreden evvel, 28-37 haftalar arasında sonuçlanan gebelikler “erken doğum” adını alır. 20-28 haftalarda sonuçlanan gebeliklere “immatür doğum”, yani olmamış doğum ismi verilir. 20. haftanın altında sonuçlanan gebelikler “düşük” olarak ele alınır. Birçok memleketlerde kanun gebelik süresini tesbit etmiştir. Bu süre bizim memleketimizde 300 gündür.
Doğum olayının yaklaştığını gösteren belirtiler:
1. Bebeğin başının aşağı düşerek karnın küçülmesi. Bu zamanda kadında solunumda bir rahatlama meydana gelir. Fakat mesaneye baskı arttığı için sık idrar etme hissi ve yürümede güçlük meydana gelir.
2. Doğum yolunda ifrazat artışı: Kadın doğum yolunda nemlilik hisseder ve pet kullanması gerekebilir. Bu, son haftada ortaya çıkan bir durumdur.
3. Son günlerde 100-1000 gr arasında bir ağırlık kaybı.
4. Nişan gelmesi: Doğumdan 24-36 saat önce hafif kanla karışık müküslü bir ifrazat gelir. Bu, rahim ağzının yumuşamaya ve genişlemeye başladığını gösterir ve doğumun yakın olduğunun belirgin işaretlerindendir.
5. Su kesesinin erken açılması: Bazı vak’alarda su kesesinin erken açılması yakın bir doğumun belirtisidir. Zira zarların yırtılmasını çoğu kez 24- 48 saat içinde doğum ağrıları takib eder.
6. Yalancı ağrıların mevcudiyeti: Bazı kadınlarda doğumdan birkaç gün önce meydana gelen ağrıların bir kısmı hafif ağrı şeklinde karında hissedilir. Bu ağrılar çoğu kez barsaklarda gaz birikimi sonucu meydana gelir. Diğer erken belirtiler mevcut olmadığından yalancı ağrı ismini alırlar.
7. Ağrılı kasılmaların başlaması: Karın bölgesinde gebelik boyunca hissedilen ağrısız, düzensiz kasılmaların gebeliğin son haftalarında arttığı görülür. Bu kasılmaların rahim ağzını açmak ve yumuşatmak üzere ağrılı, düzenli ritmik seyir kazanması doğum süresinin başlamış olduğunu gösterir.
Doğumun Devreleri
Doğum olayı birbirini takip eden 3 devreye ayrılır.
I. Devre: Genişleme devresi de denilen bu devre, gerçek doğum ağrılarının belirmesiyle başlar. Rahim ağzının tam olarak açılmasıyla son bulur. Başlangıçta 2 milimetre olan rahim ağzı açıklığı kasılmalar sayesinde 10 santimetreye ulaşır. Bu devre ilk doğumlarda 12, birden sonraki doğumlarda ise 6 saattir. Kasılmalara gerçek doğum vasfı kazandıran nitelik, ağrı duyusuyla beraber oluşudur. Rahim kasılmaları başlangıçta 15-20 dakikada bir gelmek üzere başlar ve takriben 15-20 saniye sürer. Başlangıçta bel ve kuyruk sokumunda duyulan ağrı zamanla aşağılara iner. Birinci devre sonunda ağrılar 2-3 dakika arayla gelip 40-60 saniye sürer.
Doğum ağrılarının başlama mekanizması:
Zamanı gelen bir gebelikte doğum ağrılarının ne şekilde başladığı problemi henüz karanlığını muhafaza etmektedir. Bununla beraber bu kompleks mekanizmada tek bir faktörden ziyade bir seri faktörlerin birbiri üzerine etkisinin söz konusu olduğu düşünülmektedir. Bu etkide hormonal, kimyevi, mekanik ve nöropsişik faktörler mesuldür.
Birinci devrenin sonunda tamamen yumuşayan rahim ağzında genişleme tamamlanarak bebeğin geçeceği çapa erişir. Bu esnada amnion kesesi de artan basınç neticesinde en zayıf yerinden yırtılır ve su dışarı akar.
II. Devre: Rahim boynunun genişlemesinin tamamlandığı andan başlayan bu devre bebeğin doğumuna kadar devam eder ve bebeğin dışarı atılmasını hedef alır. Bu sebeple buna “atılma dönemi” de denir. İkinci devre ilk doğumda, iki saat, birden sonraki doğumlarda ise 20-30 dakika kadar sürer. Ağrıları su kesesinin yırtılmasını takiben kısa bir süre hafifler, müteakiben bebeğin doğum kanalına girmesiyle daha da şiddetlenir. Doğum ağrıları ile akıntı hissinin refleks olarak meydana getirdiği karın adalelerinin kasılmaları aynı anda vuku bulur. Bu uyuşma temin edilmezse iradi karın adalelerinin kasılmalarından istenilen sonuç alınamadığı gibi, gebe kadın boşuna ve lüzumsuz yere yorulmuş olur.
Çocuk normalde sol yanına yatmış başını gövdesine dayamış dizlerini karnına birleştirmiş olarak bulunur ve önce başın en tepesi çıkar. Kadında doğum mekanizması dik duruş sebebiyle çok kompleks bir özellik gösterir. Çocuğun dışarı atılması için vücut ve bebek bir çok seri hareket yapar. Bu hareketler kademeleriyle birlikte bilinmektedir. Fakat ne gibi faktörlerin etkisiyle meydana geldiği ve sebepleri henüz açıklığa kavuşmamıştır. Bu olay öyle programlanmış ve düzenlenmiştir ki, dışarıdan hiçbir müdahaleye fırsat kalmadan bebek doğar. Bebeğin anne karnındaki duruşu ve doğum esnasındaki hareketlerinde meydana gelecek en küçük değişiklik doğumu imkansızlaştırır veya çok zorlaştırır. Aynı zamanda bebek ve anne ölümlerine sebebiylet verebilir. Bu sebeple bu muazzam hadise ve basamaklarını planlayan birinin mevcut olması selim akılların kabul ettiği bir gerçektir. Çünkü; doğumda çocuğun dışarı çıkması için yapmış olduğu başın öne eğilmesi vücudun ise dönmesi, gerilmesi, dışa dönmesi ve başın arkaya gitmesi ve sonra yana dönmesi harika hareketlerdir. Başın gövdeye eğilip en üst kısmıyla doğum kanalına girmesi normal doğum için kat’i olarak lazım olan bir şarttır. Bu baş hareketindeki en küçük değişme başın doğum kanalına girmesine müsaade etmez.
Yeni Doğan Bebeğin İlk Bakımı
Bebek doğar doğmaz ayaklarından tutulmak suretiyle baş aşağı pozisyonda ağzı steril bir gazlı bezle veya pamukla silinerek mukus dışarı alınmalıdır. Bundan sonra göbek kordonunun kesilmesi ve bağlanmasına sıra gelir. 2 santim aralıkla iki pensle göbek kordunu iki taraftan kapatılır. Arasından makasla kesilir. Sonra bebeğin karın derisine 2 santim uzaklıktaki bölümü temiz, steril bir ipek veya keten şeritle bağlanır. Bağlamanın bir santim üzerinden ikinci bir bağlama yapılmalıdır. Bilahare kesik uca antiseptik bir solüsyon (mersol) sürülerek steril bir gazlı bezle kapatılır.
Daha sonra bebeğin durumu; rengi, solunumu, kalp atımı, adale kuvveti, refleksleri bakımından değerlendirilir. Herhangi bir bozukluk varsa küvöze konulur. Yeni doğan bebeğin gözlerinin bakımı için % 1’lik gümüş nitrat solüsyonundan birer damla damlatılması kanuni mecburiyettir. Derinin bakımı için önce steril kompreslerle silmek kafidir. 2 ve 3. günlerde tahriş etmeyen antiseptikli ılık banyolarda kirlerini almak oldukça faydalıdır.
III. Devre: Plasentanın (bebeğin eşi) çıkışıdır. Bebeğin doğumunu müteakib 3-5 dakika istirahate geçen rahimde kasılmalar tekrar başlar. Kasılmalar neticesinde plasenta tutunduğu yerden ayrılır. Bu genellikle 10-20 dakika kadar sürer. Burada en önemli husus rahimin kasılmalarını ve plasentanın kendiliğinden ayrılmasını kesin olarak beklemektir. Erken olsun diye tutulup çıkarılmaya çalışılırsa, rahimin içi dışına döner ve çok tehlikeli bir durum meydana gelmiş olur. Bebeğin doğumundan sonra hafif bir kan fışkırması ve kordonun bir miktar aşağıya sarkması plasentanın ayrıldığını gösteren belirtilerdir. Doğumun üçüncü devresinde 100-300 cm3lük bir kanama olur. Bu genellikle normal kabul edilir ve bir tedavi icab ettirmez.
Doğuma giden bir yolculuğun öyküsü...
Nihayet 9 ay boyunca özlemle beklediğiniz o muhteşem ana yaklaşıyorsunuz. Ve, doğum yaklaşırken her anne adayı gibi sizin de içinizi bir telaş sarıyor. Doğumdan korkan ve bir türlü rahatlayamayan anne adaylarına...
Tahmini doğum tarihi
Normal gebelik süresi 280 gün, 40 hafta, 9 ay 10 gündür. Tahmini doğum tarihinde, son adet tarihinin ilk gününe yedi gün eklenir ve 3 ay geri gidilir. Adından da anlaşılacağı üzere bu tahmini bir tarih olup, 15 gün evvel veya sonra (38 ile 42 hafta) normal kabul edilmelidir.
Tahmini doğum tarihi güvenilir mi?
Normal bir hamileliğin süresi 38-42 haftadır. Fakat her bebeğin ayrı bir doğum süresi vardır. Önceden belirlenen doğum tarihinde bebeklerin sadece yüzde 4 ya da 5i doğar. Bebeklerin yüzde 10u 42. haftadan sonra doğar. Bebeğin geç doğmasının en önemli nedeni son adet tarihinin yanlış hesaplanmasıdır. Çünkü her kadının adet süresi farklıdır. Ayrıca doğum tarihinin saptanması için yapılan ultrason muayenelerinde de bazen 2 haftaya varan sapmalar görülebilir. Hamilelik süresinin daha iyi belirlenmesi amacıyla, anne adayı hamile olduğunu anladıktan kısa bir süre sonra, mutlaka doktoruna başvurmalıdır.
Doğumun başladığına dair belirtiler
Doğuma yakın günlerde başlayan, belde çekilmeler, karında gerginlik hissi şeklinde duyulan kontraksiyonlar giderek artarak daha güçlü bir şekilde hakiki doğum ağrılarına dönüşürler. Düzenli aralıklarla her on dakikada bir gelen ağrılar doğumun başlangıcı olarak kabul edilir. Ağrıların araları 3-4 dakikaya kadar iner ve 30-60 saniye kadar devam eder. Ağrıların başlaması ile rahim ağzı açılmaya başlar ve buradaki mukus tıkacı dışarıya atılır. Bu arada zedelenen küçük kılcal damarlardan çıkan kanla da bulaşıktır. Buna nişan bozulması denir. Doğumun başladığını belirten öncü bir işarettir. Kanlı mukus doğum ağrılarından birkaç saat evvel veya nadiren birkaç gün evvel görülür.
Doğum nedir?
Doğum, bütünüyle, ritmik ağrıların başlamasından, bebek ve eklerinin rahimden dışarı çıkışına kadar uzanan bir seri olayları içine alır. Doğum, gebeliğin 38-40. haftaları içinde gerçekleşir. Bebek 28-37. hafta doğarsa bu doğuma erken doğum denir. 20-28. haftalarda sonuçlanan gebeliklere immatür doğum yani olmamış doğum ismi verilir. 20. haftanın altında sonuçlanan gebelikler düşük olarak ele alınır.
Doğum şekilleri
Bebeğin doğuşunu sağlayan başlıca faktör, rahim adaleleriyle beraber ona yardımcı karın adalelerinin kasılmalarıdır. Normal doğum bu fizyolojik güçlerin tesiri altında neticelenir. Bazen herhangi bir sebeple fizyolojik güçler doğumun olması için yeterli olmayabilir ki, o zaman müdahaleli doğum yani sezeryan gerçekleşir.
Normal doğum
Normal doğum üç aşama gerçekleşir:
I. Aşama (açılma periyodu): Belde çekilme ve karında gerginlik hissi ile başlar. Kasılmalar devamlı ve güçlü olmaya başlayınca hakiki doğum ağrılarına dönüşür. Düzenli aralıklarla her 10 dakikada bir gelen ağrılar doğmun başladığını gösterir. Ve bu arada rahim ağzının açılması ile kanlı bir mukus (halk arasında nişan) dışarı atılır.
II. Aşama (itilme periyodu): Açılmanın (rahim ağzının tam açılması 10 cmdir) olması ve su kesesinin de açılması ile sular boşalır. Ve çocuğun önde gelen kısmı doğum kanalına ilerler. Bu dönemde ağrılar 2-3 dakikada bir gelmeye başlar ve 60-70 saniye devam eder. Annenin ıkıntıları ile çocuğun vajende ilerlemesi ve dışarı çıkması sağlanır. Bu dönem ilk doğum yapanlarda yarım-bir saat, birden fazla doğuranlarda yarım saat veya daha kısadır.
III. Aşama (doğum sonrası): Çocuğun doğmasından plesantanın (eşinin) çıkmasına kadar
geçen zamandır. Yarım saat kadar sürer.
Sezeryan doğum
Normal yoldan (vajinal yoldan) doğum yapması anne veya bebek açısından sakıncalı ya da imkansız gebelerde doğumun ameliyatla karından (batından) gerçekleştirilmesi olayına sezeryan denir. Sezeryan olayı anne ve çocuğa ait nedenlerle yapılabilir. Günümüzde sosyal nedenlerle (ailenin isteği , rahim veya vajina yoluna ait değişikliklerin en az olması, çocuğun karından çıkarılmasının daha uygun olacağı görüşü vb.) de sezeryan yapılmaktadır.
Anneye ait nedenler: Annenin hastalıkları (kalp, hipertansiyon vb.),önceden rahim operasyonu geçirenler, ağır preeklampsi ve eklampsi (gebelik zehirlenmesi), çocuğun başı ile annenin doğum yolunun uygunsuzluğu, plesantanın rahim ağzında olması, plesantanın erken ayrılması, düzenli ağrılara rağmen rahmin açılmaması ve doğumda ilerleme olmaması...
Çocuğa ait nedenler: Yan duruş, miad gecikmesi, fetusun kalp atışlarında azalma ve düzensizlikler, kordon sarkması..
Yorum (yok) Yorum yaz!
Soğuk Algınlığına Evde Çareler
4/2/2009 ·
Etiler Memorial Tıp Merkezi KBB Bölümü’nden Op. Dr. Atilla Şengör, “Soğuk algınlığına ilk müdahale” ile ilgili bilgi verdi.
SOĞUK ALGINLIĞININ ÜSTESİNDEN GELEBİLİRSİNİZ
Soğuk algınlığı hepimizin zaman zaman yenik düştüğü kronik bir rahatsızlıktır. Nezle-grip virüsleri nedeniyle kırgınlıkla birlikte burun tıkanıklığı, burun akıntısı, hapşırma ve hatta öksürme başlar. Ne yazık ki soğuk algınlığına birden etki edebilecek mucizevi bir tedavi şekli yoktur. Bakteri enfeksiyonlarında etkili olan antibiyotikler ise bu virüslere etki etmezler. Böylece burnumuzu çeker dururuz, soğuk algınlığı için birkaç hap alırız ve belirtilerin geçmesini bekleriz. Ancak soğuk algınlığını biraz daha konforlu geçirebilmek, çevremize ve yakınlarımıza bulaştırmamak için yapılabilecek pek çok şey vardır. Bu sayede hastalığın üstesinden daha da çabuk gelinebilir.
ÖNERİLER
Stres bağışıklık sistemini zayıflatarak kolay nezle-grip olmamıza neden olabilir. Her türlü stresten uzak durmaya çalışmak bu açıdan da önemlidir.
Olumlu düşünün. Olumlu düşünmek çok önemlidir; yapılan çalışmalar hayata olumlu bakan insanlarda bağışıklık sisteminin daha iyi çalıştığını göstermektedir. Vücudumuzun dirençli ve dayanıklı olduğunu düşünmek iyileşmeyi kolaylaştırabilir.
İstirahat ve gevşeme, belki de nezle ve gribin en eski tedavi önerisidir.
Kendinizi sıcak tutun. Bu durumda aşırı terlemeye yol açmadıkça, vücudun bağışıklık sistemi enerjisini infeksiyona karşı savaşta kullanmak için odaklayabilir.
Hafif, yorulmadan yürüyüş yapın. Bu şekilde kan dolaşımını arttırılarak infeksiyon bölgesine akyuvarların gelmesine katkıda bulunulur. Açık havada yapılan kısa yürüyüşler havasız bir odada yorganın altında yatmaktan daha iyidir.
Beslenmenize dikkat edin. Soğuk algınlığı sırasında infeksiyona karşı önlem almaya çalışan vücudun metabolizması, hazmı zor gıdalarla yorulmamalıdır. Az yağlı gıdalar, et ve süt ürünleri, taze meyve ve sebzeler yenmelidir.
Tavuk çorbası burundaki salgının kıvamını azaltarak, tıkanıklığı gidermektedir. Ayrıca özellikle sıcak tavuk çorbası salgı üretimini artırır, hapşırma ve sümkürme yoluyla mikropların vücuttan dışarı atılmasına yardımcı olur.
Bol bol sıvı alın. 6-8 bardak su, meyva suyu, çay ve diğer içecekler ile nezleye bağlı kaybedilen sıvı yerine konabilir. Ayrıca yabancı maddelerin vücuttan atılması kolaylaşır.
Su buharıyla odanın havasını nemlendirmek çok iyi bir yöntemdir.
Sigara içmeyin, içilen ortamdan uzak durun. Sigara içilmesi veya dumanına maruz kalınması zaten infeksiyon nedeniyle duyarlı olan boğazın daha kötüye gitmesine neden olur. İnfeksiyona karşı mikropları solunum yollarımızdan temizlemeye çalışan hücrelere olumsuz etki yapar.
Yeterli miktarda C vitamini alın. Öksürük, hapşırma ve diğer belirtilerin azalmasını sağladığına eskiden beri inanılmaktadır. Yüksek doz C vitamini doktor gözetiminde, kısa süreyle kullanılabilir. Fakat sıvı alımını da artırmak açısından portakal, mandalina, kivi ve greyfurt gibi C vitamininden zengin meyvelerin suları içilebilir.
Tuzlu su ile burnunuzu temizleyin. Burun içindeki ödemin azalmasına ve burun tıkanıklığında azalmaya yardımcı olur. Ayrıca mikropların mekanik olarak temizlenmesini sağlar. Eczanelerde alınabilecek bu tip tuzlu su spreyleri kullanılabilir veya evde de basitçe hazırlanıp kullanılabilir. Bir bardak suya birçay kaşığı saf tuz koyup karıştırdıktan sonra burun damlalıkları ile buruna damlatılarak belirgin rahatlık sağlanır.
MİKROPLARDAN KORUNMA VE ÇEVRENİZDEKİLERE BULAŞMASINI ÖNLEMENİN YOLLARI
Ellerinizi yıkayın. Ellerin yıkanması mikropların uzaklaştırılmasında oldukça önemlidir. Sabun ve akan sıcak su ile nezle virüsleri el ve parmak cildinden temizlenir. Sabun ve deterjanlar nezle virüsünü etkilemezler; virüsler yıkama ile mekanik olarak ortamdan uzaklaştırılırlar. El yıkama nezle olan kişi veya eşyaları ile temastan sonra çok önemlidir. Özellikle çocuklara hasta olan kişi ile temas ettiklerinde, ellerini yıkamaları öğütlenmelidir.
Fincan veya bardakları paylaşmayın. Tek kullanımlık kağıt bardaklar, özellikle okul ve iş yerlerinde mikropların yayılımını önlemede başarılıdır.
Kağıt mendil kullanın. Kağıt mendile sümkürerek çöpe atmak en iyisidir. Burun akıntısı burundan temizlenir. Kirlenmiş mendili hemen atmak önemlidir; zira masaya, koltuğa, sandalyeye vs. temas ile başkasına virüs bulaşabilir.
Gözlere, burun ve ağza dokunmayın. Nezle olan biriyle temas ettiyseniz, asla gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza elinizi sürmeyiniz. Böylece mikroplar bu bölgelerden size bulaşamaz. Çocuğunuza sık el yıkamasını öğütleyiniz.
Kağıt havlu kullanın. Mutfak veya diğer yerlerde, özellikle nezle olunduğunda pamuklu havlu yerine kağıt havlu tercih edilmelidir.
Oyuncakları temiz tutun. Oyuncaklar mikropları barındırabilirler. Oyuncaklar düzenli olarak sıcak, sabunlu suyla yıkanmalıdır.
Başka yöne hapşırın. Diğerlerinden uzağa veya mendile hapşırılması önemlidir. Ağzınızı elleriniz ile kapadıysanız, sonrasında mutlaka elinizi yıkayınız. Bu modeli çocuklarınızın da örnek almalarını sağlayın.
Bulunduğunuz ortamı havalandırın. Mikroplar durağan havada asılı kalırlar. Pencereler açıldığında temizlenirler. Ayrıca oda nemlendirilmelidir. Kaloriferin üzerine ıslak bez konulması yeterli olur. Burun mukozasının kuruması önlenir.
Mikropları temizleyin. Mikroplar üç saate kadar, kapı kollarında, trabzanlarda, ışık düğmelerinde, telefon, uzaktan kumanda gibi sıkça dokunulan yüzeylerde yaşayabilirler. Bunların arasıra dezenfektanlarla silinmesi faydalıdır.
Bu uygulamalar dışında belirtiler ağırlaşmaya devam ediyorsa veya geçmiyorsa mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Ciddi hastalık belirtileri olmayan basit nezlede, belirtileri azaltmak amacıyla semptomatik tedavi uygulanır. Ek olarak yatak istirahati, bol sıvı alınması, ılık tuzlu su ile gargara, akıntı kesici ilaçlar ve parasetamol gibi ağrı kesici ve ateş düşürücüler önerilir.
Grip belirtileri olduğunda ise ev istirahati gereklidir. Nezle tedavisinde kullanılanlara ek olarak nadiren ve zorunlu kalındığında gereksinim duyulan virüslere karşı (antiviral) ilaçlar, belirtilerin süresini ve ciddiyetini azaltmak için kullanılabilir. Bu ilaçlar, genellikle yaşlılar ve gribe bağlı komplikasyon riski yüksek olan genel durumu bozuk hastalar için kullanılır. Bu gibi durumlarda belirtilerin ikinci gününde mutlaka doktor önerisiyle başlanır.
Antibiyotikler ise virüslere etki etmezler. Antibiyotikler gibi reçeteye tabi olan ilaçlar, bakteriyel enfeksiyonun bulunduğu orta kulak iltahabı ve sinüzit gibi durumlarda, doktor tarafından teşhis edildikten sonra reçete edilirler. Basit nezle ve grip durumlarında antibiyotik kullanımının bir yararı olmadığı gibi, hastanın karaciğer ve böbreklerinin işlevlerini ağırlaştırır ve ayrıca mikropların antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesine de neden olur.
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::